O gece, hayvanat bahçesi maymun kafesleri bekçisi Seyfi primat olduğunu ilk kez hissetti. Çankırı’nın bir köyünde doğmuş, içki içen ve okey oynayan birisiydi. Liseyi başarı ile bitirmişti. Basit ve sorgulamayan tarafı ile hayatı gene rahat ve keyifli götürebiliyordu. Rakı sofrasında, hayvanat bahçesine yeni gelen bir maymunun taklidini yapacak kadar komik de oluyordu bazı zamanlar. Rüzgarlı olduğu için, ince beyaz bulutların hızlıca geçtiği dolunay bir Ankara gecesinde, yeni gelen maymun ile göz göze kaldı. On beş metrekarelik kafese alışmaya çalışan maymun, ansızın gelen Seyfi’ye korku ile baktı. Seyfi de, maymunun birden fark etmesi yüzünden, aynı korku ile maymuna bakıyordu. Gözleri aynı şekilde açılmış, ağızlar kenara açılmıştı. Birkaç saniye sonra ikisinin de gözleri aynı şekilde kısıldı, aynı şekilde gözleri hafif yere inip gene yukarı çıktı. Ve hemen, aynı ifade ile ilk nefeslerini aldılar. Seyfi anahtarı alıp geri gitti. O gece değil ama sonra bu olay aklına takıldı. Rakı masasında, insanları gözünden anlamak konusu dönünce, maymunla göz göze geçirdiği uzun geçen on saniyeyi anlattı. Ne fil bekçisi, ne de yılan bekçisi konu ile ilgilenmediler. O da bir daha kimse ile konuşmadı. Sincan’da oturduğu için, Darwin teorisi kitabını Kızılay’dan almak zorunda kalacaktı.